wp menus'den En Üst Menünüzü Seçin

Sarı Gelin Türküsü’nün hikâyesi

avusyolu

Kars dolaylarında, sesinin güzelliği ile dillere destan bir delikanlı yaşamaktadır. Ali bir türkü çığırmaya başladı mı, dağ taş inlermiş. Bu yağız delikanlı, bir Ermeni kızına aşık olur. Kız da ona sevdalanır. Kız sarışın, gözleri masmavi, güzel mi güzelmiş. Örgülü saçları belinden aşağı sarkarmış. İnce ve uzun endamı, sanki selvi dalı gibiymiş. Hele salına salına yürüyüşü, yürekleri yerinden oynatırmış. Bütün gençlerin gözü onun üzerindeymiş.

Ali ise herkesten daha yürekli, gözü pek, dürüst birisidir. Gece, gündüzünde bu güzel kız vardır. Sevdiği kız her sabah, kalkar kalkmaz bahçeleri bağları dolaşır, Ali de peşinden takip eder, gizli gizli buluşurlar. Yanıp tutuşan yüreklerinin kızgın ateşlerine birazcık su serperler. İki sevdalının bu aşkları kısa zamanda dillerde dolaşmaya başlamıştır. Oğlanın Müslüman, kızın Hıristiyan oluşu birleşmelerinde aşılmaz bir kale duvarı gibidir. Ailelerini bir türlü ikna edemezler. Yanardağ gibi kaynayan yürekleri günden güne daha da korlanıp tutuşmaktadır. Hele de onları kıskananların çevreye yaydıkları dedikodular her iki sevdalının yollarını daha da sarpa sürmektedir. Artık bu sevdalının buluşmaları çevrenin ve ailelerinin etkisiyle zora girmiştir. Bir türlü buluşamazlar. Bu hasretlik ikisini de hasta etmeye başlar. Ali için tek çare vardır. Kiliseye gidip sevdiğini görebilmek. Bir Pazar sabahı kalkar kiliseye gider. Kalbi çarpa bir köşeye oturur. Sevgilisinin taptığı haçı, kilisede ayini izler. İçinden şu türküyü yakar:

Vardım kilisesine baktım haçına
Mail oldum bölük bölük saçına
Kız seni götürem İslam içine
Vay Sinan ölsün Sarı Gelin
Seni saran neyler dünya malını

Vardım kilisene kandiller yanar
Kıranta keşişler pervane döner
Tersa sevmiş deyin el beni kınar
Vay Sinan ölsün Sarı Gelin
Seni saran neyler dünya malını

Yazar Hakkında

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir